
Dün yüreğime bulutlanan çöreklenen tüm hüznü salmaya yada geride bırakılan bir “ben” için uzaktan şöyle bir bakmaya belki el sallamaya belki acımaya en müsait zaman dilimiydi; vapurdaki dakikalarım... Deniz havası bana yarıyordu. Şöyle ki; Hava kararmıştı, millet daha yeni çıkıyordu gezmelere...Eminönü üsküdar hattı tercihimdir her zaman... belki Kadıköy bazıları için vazgeçilmez olabilir ya ben nerdeyse 2 aydır uğramadım oraya....öyle de aramıyorum gideyim diye. Sırf üsküdara denizden yanaşmak ve bu arada seyretmek için 20 dk boşuna bekledim vapur saatini. Beklerken 2 küçüğün konuşmadan yaptıkları muhabbeti izlemekten kendimi alamadım. Biri türk diğeri ise arap. Tabi onlarda dil farklılığı yok. Bebekçe ortak dil. Bıcır bıcır oynuyorlardı. Bir tek onlar gülümsetebildiler o halimde. vapur yanaştığında hızlı adımlarla ön safa geçerek vapurun balkonunda yer kapabildim.Yanımda bir çift turist...sonraları konuşmaları can sıkıcı bir melodiye dönüşmeye başlamıştı. Aslında Sessizliği tercih ederdim. Ama beni fanusumdan çıkaracak bir durumları da yoktu Yanlarında ufacık kalmıştım maşallah onlar iri, boylu poslu oluyorlardı da zaten büzülmüşüm, dalmışım gitmişim tükenecek gibiyim.
Aklıma bir arkadaşın hatırlattığı şu söz geldi. Kime ait olduğunu unuttum ve yanlış yazdıysam özür diliyorum, hatırladığım kadarıyla “Ney sesi ne hislendirir ne de içlendirir, ney sadece hiçlendirir” di. Evet bir de ney sesi olsaydı benden bir hatıra bile kalmazdı geriye ama hiçliğin sesi kadar görüntüsü de olabilir.
(Sesli) Düşündüm de (burayı herkes anlamasa da olur)
“sensiz bu şehrin tadı yok
göçmen kuşları bekliyeceğim.” eyvallah

