
Gecenin karanlığında sarı ışıklar yayıyordu; yerlere serpiştirilen solgun yüzler(im).. karanlıkta evimin yolunu tutarken bir soluk kadar yakınlaştı yalnızlık. Rüzgar karman çorman edecekti yaprakları, yalnızlık fırtına öncesiydi, biliyordum. Yol ki, ücra ve kenarlarına dikilen sokak lambarı bekçiler gibi, başımda. Başım eğik, insanlığıma yüklenen sorumluluklarım altında... Ağlasam kimseye yaslanmak istemeyecek kadar güvensizim. Karanlık bir köşeden geçmekteyken, karanlıktı herşey ve adımlarım zoraki ,yaşamak gibi...bir yaprak hışırtısı, ayağım altında ezilen bir böceğin çıtırtısı, ürkütmedi. Ruhum araftaydı sezdim.Serince bir rüzgar izinsiz girdiği için içime; hırsızdı... iyi ki adımlarım yola aşinaydı... ve yol sanki elimden tutup beni evime götürmekte...
...
Yürüyüş önemlidir. Hayata karşı duruşun,
Hayata karşı yapmak istediklerin
Hayata karşı gözükmeye çalıştığın
Savruk, güçlü, umursamaz, havai, kavruk, kendine güvenen, ürkek, kabadayı, kendi halinde, bilinen, yanıltan ya da (sır) v.s...
O kadar sıfat ekleniyor ki... Her şey ele verebilir seni...adımların, bakışın, gülüşün, sözlerin, ellerin v.s....
İdare edemeyenlerden(sin)... Evet.
....
Belinden ve dizlerinden kırılmış gibi duran haliyle bile boylu ve yine de heybetli...-Çınarlar yıkılmazmış- İçeri girerken ananemin korku dolu bekleyişlerine öfkesini gizleyip “akşam olmadan vakitlice evinize...” gelmemiz için söylediği sözlere aldırış etmeden... salıveriyorum halsiz ruhumdan destek bulamayan bedenimi, kaynağı kesilmiş bir akarsu yatağı olmuş.... Yüzümde gereksiz bir gülümseme. Böyleyken yüzünüze alakasız birinin dudaklarını yerleştiriyorsunuz. El gibi yabancı yani.
Korkuyordu annanem;bütün korkulacaklardan. Biz korkmuyor muyduk sanki...ama aptalca bir cesaretin kocamanmış gibi gözüken gövdesine bürünmüştük. İçi kof bir kabartıydı bu. Bir iğne batırılsa sönüp gidecekti...”Burası şehir herkes böyle”... demeye kalmadan cümlenin sonuna her sabah unutmaya çalıştığım kelimeler eklendi. Evet burası şehirdi; katil, hırsız, yalancı, sahtekar,ikiyüzlü,merhametsiz, ipsiz sapsız v.s.... doluydu.Korkmuyor muyduk acaba; hele ki yıkılmaktan, güvenmekten, sevmekten...
Baktı yüzümüze, gençliğimize,.... hızlıca hareket edişimize, gülüşümüze, neşemize, umursamazlığımıza...kıskanırcasına baktı, gözlerini ayırmadan, değerli oyuncağı elinden alınmış bir çocuk gibi baktı. Kara küçük gözlerinden acı dolu bir gençliği bulut gibi geçirdi. Gözlerindeki parıltı kimsesizce belirdi. Biz ise ona hiç bakmadık, dikkat etmedik, fark etmedik, düşünmek işimize gelmedi, böyle mutlu gibiydik, hiç öyle olmayacak gibiydik. bakmadık hiç; sonramıza, geleceğimize,hatalarımıza... hep böyle kalacaktık ya, hani...
Hani!